4. Sınıf Din Kültürü Soruları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4. Sınıf Din Kültürü Soruları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2014 Perşembe

Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütlerden dört tanesini yazınız.

Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütlerden dört tanesini yazınız.


Allah'a ortak koşma
"Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki, 'Oğlum (ey oğul!) Allah'a ortak koşma. Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.

Allah her yaptığını ortaya çıkarır
"Oğlum, eğer yaptığın iş hardal tanesi kadar bile olsa ve bir taş içine girse, Allah onu ortaya çıkarır. Muhakkak ki, Allah en gizli işleri bütün inceliğiyle bilir, O her şeyden hakkıyla haberdardır.

Namazını dos doğru kıl
"Oğlum, namazını dos doğru kıl. İyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır. Başına gelene sabret. Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.

Kasılarak yürüme, yavaş konuş
"Gururlanıp insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah büyüklük taslayan ve övünenleri sevmez.
"Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir."13 
13.Lokman Sûresi, 13-20.

Kur’an-ı Kerim niçin çoğaltılmıştır?

Kur’an-ı Kerim niçin çoğaltılmıştır? Kur’an-ı Kerim neden çoğaltılmıştır? Kur’an-ı Kerim'in çoğaltılmasının sebebi nedir?

Kuran-ı Kerim’in Çoğaltılması

Hz. Ömer, Şam’a Filistin’e ve civar bölgelere Kuran’ı ezbere bilen Müslü­manları göndermişti. 
Mekke ve Medine dışına çıkıldıkça, fetihler artıp İslam büyük coğrafyalara yayıldıkça, Kuranın bu bölgelerde de bulunması ihtiyacı doğdu. Ayrıca  Arapçanın yeni ve değişik lehçeleriyle karşılaşılıyordu. Değişik bölgedeki halklar, kendi leh­çelerinde Kuran’ı okuyorlardı. Bu du­rum, İslâm dinini ve Kuran’ı iyi bilen Müslümanları kaygıya düşürüyordu. Sonunda Halife Osman döneminde bu kaygıyı gidermek için, Kuran nüshala­rının çoğaltılmasına karar verildi. Baş­ta Zeyd bin Sabit olmak üzere, dört ki­şilik bir komisyon kuruldu. Komisyon önce Hafsa’da bulunan Kuran nüshası­nı alarak bunun doğrultusunda Kuran nüshalarını çoğalttılar. Kaynaklar bu sırada çoğaltılan Kuran nüshalarının sayısını beş ya da yedi olarak belirtir­ler. Bunlardan Mekke’ye, Kûfe’ye, Basra’ya, Şam’a gönderildi, öteki de Medine’de, yani halifelik merkezinde kaldı. Daha sonra bu mushafların me­tinlerine uymayan başka mushafların yakılması kararlaştırıldı. Hz. Osman döneminde yazdırılan Kuran nüshaları zamanla kayboldu. Ancak onlardan pek çok nüshalar çoğaltıldığı için, Ku­ran üzerinde herhangi bir yanlışlık ya­pılmadan günümüze kadar geldi.

Kur’an-ı Kerim’in kitap hâline getirilmesinin sebebi nedir?

Kur’an-ı Kerim’in kitap hâline getirilmesinin sebebi nedir?

Kuran-ı Kerim’in Kitap Haline Getirilmesi

Hz. Muhammed’in ölümün­den hemen sonra, İslâm dininden dö­nenlerin görülmesi ve bunun birden bi­re çığ gibi büyümesi, ordu içinde öle­nlerin, savaşlarda şehit olan hafız sahabelerin olması, halife Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer’i bu konuda önlem almaya gö­türdü.

Bu dönemde, Kuran’ın tamamı yazıla­rak mushaf oluşturanların elindeki sayfaları, belli bir sıraya göre düzenlenmiş değildi. Sonunda Ömer’in ısrarı ile Ebubekir de Kuran toplanması ve bir kitap haline getirilmesine razı oldu. Bunun için önce Zeyd bin Sabit’ten bu görevin yerine getirilmesini istediler. Zeyd bin Sabit, başlangıçta kaygılandıysa da, Hz. Ömer durumu anlatması sonucu razı oldu. Önce ellerinde Ku­ran metinleri yazılı olan tüm Müslü­manlardan bunlar istendi. Ayrıca bu metinlerin doğrudan Peygamber’in ağ­zından yazıldığına ilişkin, iki de şahit getirmelerini koşul koştu. Titiz bir ça­lışmadan sonra, Kuran metinleri bir­leştirildi. Hazırlanan Kuran nüshası Halife Ebubekir’e teslim edildi. Ondan sonra da Ömer’e geçti. Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı Hafsa’da kaldı.

Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde nelerin yapılması istenmektedir?

Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde nelerin yapılması istenmektedir?

Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sureye "İkra suresi" de denir. Mekke'de inmiştir; 19 ayettir. İlk 5 ayeti, Kur'an'ın ilk inen ayetleridir. Bu surede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba duçar olacağı anlatılır.
Alak süresinin ilk ayetleri, muhteva bakımından da vahyin başlamasıyla uyumluluk sağlamaktadır. Metafizik alemle bağlantı sırasında gelen ilk emir “Oku” dur. Bu yeni bir başlangıçtır. Okuma yazma bilmeyen bir Resul’ün, Ekrem olan Rabb’inin adıyla okumaya başlamasıdır. Artık onun önünde seneler boyunca okuyacağı, tebliğ edeceği bir süreç vardır. Bu ayetlerde, Allah’ın yüce kudreti, yaratması gözler önüne serilmekte, Ekrem olan Rabbin, kuluyla ilk bağlantısı kurulmaktadır.

Alak ( İkra ) suresi İlk 5 ayeti

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku.
2. O insanı bir kan pıhtısından yarattı.
3. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir.
4. O rab ki sizlere kalemle (yazmayı) öğretti.
5. İnsana bilmediğini o öğretti.

Daha sonra gelen Müddessir Suresinde ise Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1- Ey bürünüp örtünen,
2- Kalk (ve) bundan böyle uyar.
3- Rabbini tekbir et (yücelt)
4- Elbiseni temizle.
5- Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
6- Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
7- Rabbin için sabret.

Kur’an-ı Kerim niçin parça parça indirilmiştir? Açıklayınız.

Kur’an-ı Kerim niçin parça parça indirilmiştir? Açıklayınız.

Kur’an Neden 23 Yılda İndi?
Neden 23 yıl;“furkan;32.inkar edenler:kuran ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler.biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.”
Alışmak için;
“insanın herhangi bir şeye alışıp onu idrak etmesi gibi, öğrenip alışkanlık haline getirdiği bir davranışı terk etmesi de zaman ve çaba gerektirir.işte bu sebebe bağlı olarak kuran zaman aralıklarıyla indirilmiştir.”
(Kaynak : Diyanet İşleri Kur’an Meali Giriş)

Hz. Lokman’ın hayatını Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinden araştırınız.

Hz. Lokman’ın hayatını Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinden araştırınız.

LOKMAN

(لقمان)

Kur’an’da kendisine hikmet verildiği bildirilen, peygamberliği tartışmalı bir din büyüğü.

Lukmân kelimesinin İbrânîce veya Süryânîce olduğu belirtilmektedir (Fîrûzâbâdî, VI, 90; Âlûsî, XXI, 82). Kur’an’da Lokman’la ilgili bilgiler, aynı adı taşıyan sûrede onun iki defa ismen zikredilmesinden ve oğluna verdiği bazı öğütlerin naklinden ibarettir (Lokmân 31/12-19). Buna karşılık Câhiliye şiirinde ve kısas-ı enbiyâ başta olmak üzere bazı İslâmî kaynaklarda Lokman’a dair çeşitli rivayetler yer almakta ve bu rivayetlerdeki bilgilerin aynı adı taşıyan veya benzer niteliklere sahip farklı kişilere ait olduğu ve bunların birbirine karıştırıldığı ifade edilmektedir. Gerçekte biri Kur’an’da zikredilen ve kendisine hikmet verilmesi sebebiyle Lokmânü’l-hakîm (Lokman Hekim) diye mâruf olan, diğeri ise Arap şiirinde Lokmân b. Âd olarak geçen iki kişinin mevcudiyeti yanında (Cevâd Ali, I, 316-317) zaman içinde muhtelif kişilere ait çeşitli özellikler de bu isim etrafında toplanmıştır. Künyesiyle ilgili olarak Lokmân b. Âd (Vehb b. Münebbih, s. 78; Mufaddal ed-Dabbî, s. 151); Lokmân b. Âdiyâ b. Lüceyn b. Âd veya Lokman b. Âd b. Avs b. İrem (Meydânî, I, 429; II, 389); Lokman b. Ankā (İbn Kuteybe, s. 25; Mes‘ûdî, I, 57; Süheylî, I, 266); Lokman b. Bâûr b. Nâhûr b. Târeh (Sa‘lebî, s. 266; Beyzâvî, II, 253) gibi bilgiler vardır.

İslâm’dan önce Araplar arasında uzun ömrü, bilgeliği ve darbımeselleriyle temayüz eden Lokman, Câhiliye dönemi şiirlerinde Hz. Hûd’un kavmine adını veren Âd’a nisbetle Lokmân b. Âd olarak geçmekte, ancak İslâmî kaynaklarda bu zatın Kur’an’da zikredilen Lokman olmadığı belirtilmektedir (Câhiz, I, 126; Fîrûzâbâdî, VI, 90). Hz. Lokman’ın Kur’an’da örnek bir şahsiyet olarak takdim edilmesi onun Arap toplumunca bilindiğini göstermektedir. Rivayete göre Âd kavmi günahkârlıkları ve peygamberlerini dinlememeleri yüzünden kuraklıkla cezalandırılınca (Taberî, Târîħ, I, 219; İA, VII, 65) bu felâketten sadece Hûd ve ona inananlarla yağmur duası için Mekke’ye giden, aralarında Lokman’ın da bulunduğu bir heyet kurtulmuştur. İkinci Âd kavminin çekirdeğini oluşturan bu topluluk, yeni bir kuraklıktan korktuğu için başlarına geçen Lokman’la birlikte Sebe bölgesine göç etmiş, Me’rib Seddi de Lokman tarafından inşa edilmiştir (Cevâd Ali, I, 319).

Lokman’ın ne kadar yaşadığı konusunda farklı rivayetler vardır. Bu rivayetlere göre Lokman Allah’tan uzun ömür dilemiş, tercih kendisine bırakılınca Araplar’da uzun ömrün simgesi olan kartaldan hareketle yedi kartal ömrü kadar yaşamayı istemiştir (Taberî, Târîħ, I, 223). Lokman’ın beş yüz altmış, bin, üç bin, üç bin beş yüz veya dört bin yıl yaşadığı nakledilmektedir. Bu sebeple kendisine “Lokmânü’n-nüsûr” (kartallar kadar uzun yaşayan Lokman) denildiği gibi “el-Muammer” (uzun ömürlü) lakabıyla da anılmıştır (Nüveyrî, XIII, 60). Ebû Hâtim es-Sicistânî uzun ömürlüler arasında Lokman’ı Hızır’dan sonra ikinci sırada zikreder (el-MuǾammerûn, s. 4-5). Vefat ettiğinde Ahkāf’ta Hûd peygamberin kabrinin yakınına defnedildiği söylenir (Vehb b. Münebbih, s. 78-85). Yâkūt, onun mezarının Taberiye gölünün doğu tarafında veya Remle’de, bir rivayete göre de Yemen’de olduğunu nakletmektedir (MuǾcemü’l-büldân, IV, 19).

Lokmân b. Âd hikmetli sözler söylemesiyle meşhur olduğundan Lokmânü’l-hakîm diye de mâruftur. Hz. Peygamber’in Yemen’den gelen bir heyeti karşılarken onlara, “İman Yemenli’dir, hikmet Yemenli’dir” (Müslim, “Îmân”, 88-90) şeklindeki iltifatıyla Lokman’ın Yemen’deki Âd kavmine mensubiyetine atıfta bulunduğu öne sürülmüştür (Gutas, CI/1 [1981], s. 78). Lokman’a pek çok darbımesel atfedilmektedir (Mufaddal ed-Dabbî, s. 151-163). İmruülkays b. Hucr, Nâbiga ez-Zübyânî, A‘şâ, Lebîd b. Rebîa ve Tarafe b. Abd gibi şairler onun bu özelliğinden bahseder (Ebû Hâtim es-Sicistânî, s. 4-5; Horovitz, s. 133-135). Câhiliye Arapları Lokman’la ilgili birçok kıssa biliyor ve kendisini hakîm diye niteliyordu. Bu özelliği Kur’an’da da vurgulanmaktadır (Lokmân 31/12).

Eski Arap kıssalarında Lokman, Âd kavmine mensup bir kişi olarak takdim edildiği gibi İslâmî kaynaklarda İsrâiloğulları’ndan biri olarak da gösterilmektedir. Buna göre Lokman, Hz. Eyyûb’un kız kardeşinin veya teyzesinin oğludur. Hz. Dâvûd zamanına yetişip ondan ilim öğrenmiş, Dâvûd peygamber oluncaya kadar fetva vermiş, sonra da onun yardımcısı olmuştur (Taberî, CâmiǾu’l-beyân, XXI, 67). Yunan filozofu Empedokles’in Lokman’dan hikmet okuduğu rivayet edilmektedir. Lokman’ın İsrâiloğulları’nın kadılarından biri olduğu, Hz. Dâvûd veya Hz. Îsâ ile Hz. Muhammed arasında yaşadığı da öne sürülmektedir (Âlûsî, XXI, 82). Diğer taraftan Benî İsrâil’den birine ait Habeşli (İbn Kuteybe, s. 25) veya Nübyeli (Sa‘lebî, s. 266) siyahî bir köle olduğu gibi başka rivayetler de vardır (Vehb b. Münebbih, s. 78; Mes‘ûdî, I, 57).

Rivayete göre Lokman’dan nübüvvetle hikmetten birini seçmesi istenince hikmeti tercih etmiş, hilâfet Dâvûd’a verilmiş, Lokman da ona vezir olmuştur (Kurtubî, XIV, 60). İkrime el-Berberî ve Şa‘bî onun nebî olduğunu söylemekteyse de Katâde b. Diâme, Mücâhid b. Cebr gibi âlimlere göre nebî değil hakîmdir (Taberî, CâmiǾu’l-beyân, XXI, 67).

26 Kasım 2014 Çarşamba

Ayet, sure ve cüz kavramlarının anlamlarını sözlüklerden bularak defterlerinize yazınız.

Ayet, sure ve cüz kavramlarının anlamlarını sözlüklerden bularak defterlerinize yazınız.

Ayet: Kur'anı Kerim'de geçen her bir cümleye verilen isimdir. 6666 ayet vardır.

Sure: Kur'anı Kerim'de ayetlerden oluşan her bir bölüme verilen isimdir. 114 sure vardır.

Cüz: Kur'anı Kerim'de 20 sayfalık bir bölüme verilen isimdir. 30 cüz vardır.

Kur’an-ı Kerim’in kitap hâline getirilmesi ve çoğaltılmasıyla ilgili bilgi toplayınız.

Kur’an-ı Kerim’in kitap hâline getirilmesi ve çoğaltılmasıyla ilgili bilgi toplayınız.

Kuran-ı Kerim’in Kitap Haline Getirilmesi

Hz. Muhammed’in ölümün­den hemen sonra, İslâm dininden dö­nenlerin görülmesi ve bunun birden bi­re çığ gibi büyümesi, ordu içinde öle­nlerin, savaşlarda şehit olan hafız sahabelerin olması, halife Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer’i bu konuda önlem almaya gö­türdü.

Bu dönemde, Kuran’ın tamamı yazıla­rak mushaf oluşturanların elindeki sayfaları, belli bir sıraya göre düzenlenmiş değildi. Sonunda Ömer’in ısrarı ile Ebubekir de Kuran toplanması ve bir kitap haline getirilmesine razı oldu. Bunun için önce Zeyd bin Sabit’ten bu görevin yerine getirilmesini istediler. Zeyd bin Sabit, başlangıçta kaygılandıysa da, Hz. Ömer durumu anlatması sonucu razı oldu. Önce ellerinde Ku­ran metinleri yazılı olan tüm Müslü­manlardan bunlar istendi. Ayrıca bu metinlerin doğrudan Peygamber’in ağ­zından yazıldığına ilişkin, iki de şahit getirmelerini koşul koştu. Titiz bir ça­lışmadan sonra, Kuran metinleri bir­leştirildi. Hazırlanan Kuran nüshası Halife Ebubekir’e teslim edildi. Ondan sonra da Ömer’e geçti. Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı Hafsa’da kaldı.

Kuran-ı Kerim’in Çoğaltılması

Hz. Ömer, Şam’a Filistin’e ve civar bölgelere Kuran’ı ezbere bilen Müslü­manları gönderdi. Mekke ve Medine dışına çıkıldıkça, Arapçanın yeni ve değişik lehçeleriyle karşılaşılıyordu. Değişik bölgedeki halklar, kendi leh­çelerinde Kuran’ı okuyorlardı. Bu du­rum, İslâm dinini ve Kuran’ı iyi bilen Müslümanları kaygıya düşürüyordu. Sonunda Halife Osman döneminde bu kaygıyı gidermek için, Kuran nüshala­rının çoğaltılmasına karar verildi. Baş­ta Zeyd bin Sabit olmak üzere, dört ki­şilik bir komisyon kuruldu. Komisyon önce Hafsa’da bulunan Kuran nüshası­nı alarak bunun doğrultusunda Kuran nüshalarını çoğalttılar. Kaynaklar bu sırada çoğaltılan Kuran nüshalarının sayısını beş ya da yedi olarak belirtir­ler. Bunlardan Mekke’ye, Kûfe’ye, Basra’ya, Şam’a gönderildi, öteki de Medine’de, yani halifelik merkezinde kaldı. Daha sonra bu mushafların me­tinlerine uymayan başka mushafların yakılması kararlaştırıldı. Hz. Osman döneminde yazdırılan Kuran nüshaları zamanla kayboldu. Ancak onlardan pek çok nüshalar çoğaltıldığı için, Ku­ran üzerinde herhangi bir yanlışlık ya­pılmadan günümüze kadar geldi.

Kur’an-ı Kerim’in ne zaman ve nerede indirilmeye başlandığını ve inen ilk ayetlerin hangileri olduğunu araştırınız.

Kur’an-ı Kerim’in ne zaman ve nerede indirilmeye başlandığını ve inen ilk ayetlerin hangileri olduğunu araştırınız.

Yüce kitabımız Kuranı Kerim 610 yılında Mekke'de, Hira-Nur Mağarasında indirilmeye başlanmıştır.

Kuranı kerimin ilk ayetleri Alak Suresinin ilk beş ayetidir.

Alak Suresinin İlk Beş Ayeti Ve Anlamı Şöyledir;

Alak Suresi İlk Beş Ayeti Arapça

1. ikra' bismi rabbikelleziy halak

2. halekal'insane min 'alak

3. ikra' ve rabbükel'ekrem

4. elleziy 'alleme bilkalem

5. allemel'insane ma lem ya'lem

Alak Suresinin İlk Beş Ayeti Türkçe Anlamı

1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.

3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.


5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

“İlahî kitap” kavramının anlamını öğrenerek defterinize yazınız

“İlahî kitap” kavramının anlamını öğrenerek defterinize yazınız.

Yüce Allah'ın melekleri aracılığıyla peygamberlerine göndermiş olduğu mesajlardan oluşan kitaplara İLAHİ KİTAP denir.

İlahi kitaplar vahiy ürünüdür ve asla insan sözü kitaplarla karıştırılmamalıdır. İlahi Kitap Allah'ın sözüdür.

25 Kasım 2014 Salı

Hz. Muhammed’in doğduğu çevredeki insanların dinî inançları hakkında bilgi veriniz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.

Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva', Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke'de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu.
Arabistan'da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim'in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı.

Hz. Muhammed çocukluk ve gençlik yıllarını kimlerin yanında geçirmiştir?

Hz. Muhammed çocukluk ve gençlik yıllarını Annesi Amine, Dedesi Abdulmuttalip,  Amcası Ebu Talip'in yanında geçirmiştir.

Hz. Muhammed'in Çocukluk Hayatı
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'de doğdu.
Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.
Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"–Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla ansınlar..." cevâbını verdi. Annesi de ona "Ahmed" dedi.
Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok övülen demektir. Ahmed ise Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamt eden kimse demektir.
Hz. Muhammed Sütanne Yanında
Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi. Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.
Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına hırkasını yayarak, saygı göstermiştir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme, çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (Peygamberimizin göğsünün yarılması) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.
Hz. Muhammed'in Gençlik Hayatı
Peygamberimizin gençlik dönemi, doğduğu şehir olan Mekke’de geçmiştir. Gençlik döneminde de Peygamberimiz tutum ve davranışlarıyla belirgin bir kişilik olmuştur. O dönemde gençler için normal karşılanan pek çok kötü adet ve işlerden uzak durmuştur.
Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa buna "Ficâr Savaşı" denirdi.
Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken, kabilesi savaşa girdiği için kendisi de katılmak zorunda kaldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.
Bütün Mekkeliler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyla birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyş’in zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başlamış oldu.

Bir Kur’an-ı Kerim mealinden Kevser suresinin kaçıncı sure olduğunu ve kaç ayetten oluştuğunu bulup defterinize yazınız.

Kevser SÛRESİ/108. Sure/3 Ayet
Bismillâhirrahmânirrahîm
İnnâ a’taynâkel-kevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel ebter.
Kevser Suresinin Anlamı
Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla
Biz sana bol nimet verdik: O halde (yalnız) Rabbine ibadet et ve (yalnız O'nun adına) kurban kes. Şu gerçek ki, senden nefret eden, (her türlü iyilik ve güzellikten) kesilmektedir!

Açıklama
Biz sana bol nimet verdik:
Kevser suresi, Mekke döneminde ve peygamberliğin ilk yıllarında indirilmiştir. Kuran’ın en kısa süresidir ve üç ayetten oluşur. Adını, ilk ayetin sonunda yer alan ve genel olarak “çok hayır” anlamına gelen “kevser” kelimesinden alır.

Hz. Muhammed’in çocukluk ve gençlik yıllarındaki erdemli davranışlarının neler olduğunu araştırınız

Hz. Muhammed’in çocukluk ve gençlik yıllarındaki erdemli davranışlarının neler olduğunu araştırınız

Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken, kabilesi savaşa girdiği için kendisi de katılmak zorunda kaldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.

Bütün Mekkeliler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyla birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyş’in zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başlamış oldu.

Büyüklerinizden, Hz. Muhammed’in nerede, ne zaman doğduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarını nerelerde geçirdiğini öğreniniz.

Büyüklerinizden, Hz. Muhammed’in nerede, ne zaman doğduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarını nerelerde geçirdiğini öğreniniz.


Nisan ayının son günleriydi. Abdulmuttalib bir torun bekliyordu. Gözü yollardaydı. Her an bir müjde alabilirdi. Kısa bir süre önce yaşadıklarını hatırlayarak yüzünü Kâbe’ye döndü. Gözlerinin önünden yaşadıkları geçti: Kâbe’yi yıkmaya gelen Yemen valisi Ebrehe ile karşılaşması ve onun, develerini rehin alışı aklına geldi. Ebrehe, Kâbe’yi yıkmaması için Abdulmuttalib’in yalvarmasını beklerken, “Ben develerin sahibiyim, onları korumakla yükümlüyüm. Kâbe’nin sahibi Yüce Allah’tır, onu Allah koruyacaktır!” dediğini hatırladı. Allah, Kâbe’sini korumuştu. Böylece onun büyüklüğünü bir kez daha hissetmişti. –Oğlum Abdullah, dedi kendi kendine, yutkundu. İçini bir hüzün kaplamıştı. Kolay değildi, oğlu Abdullah’ı Âmine ile evlendirdikten kısa bir süre sonra kaybetmişti. Şimdi heyecanla torununun doğum haberini bekliyordu. Tam o sırada koşarak biri geldi ve “Müjde Abdulmuttalib, bir torunun oldu.” dedi. İhtiyar kalbinin hızla çarptığını hissetti. Gözlerinden sevinç gözyaşları süzülüverdi. (Peygamberimi Öğreniyorum DİB.Y.)
Hz. Muhammed'in Çocukluk Hayatı
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'de doğdu.
Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.
Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"–Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla ansınlar..." cevâbını verdi. Annesi de ona "Ahmed" dedi.
Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok övülen demektir. Ahmed ise Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamt eden kimse demektir.
Peygamberimizin Doğumunda Meydana Gelen Mucizeler
Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olaylar meydana gelmiştir. O gece İran Kisrâsı (Kralı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, Mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, Mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.
Hz. Muhammed Sütanne Yanında
Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi. Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.
Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına hırkasını yayarak, saygı göstermiştir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme, çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (Peygamberimizin göğsünün yarılması) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.
Medine Ziyareti
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun sevgi ve şefkati ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı. Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,
Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..."
anlamında bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.
Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı. Ebu Talip ve eşi Fatıma onu çok seviyorlardı. Hz. Muhammed de onlara saygıda kusur etmezdi.
Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, üzüntüyle gözyaşı döktü. "Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım", buyurdu.

Hz. Muhammed'in Gençlik Hayatı
Peygamberimizin gençlik dönemi, doğduğu şehir olan Mekke’de geçmiştir. Gençlik döneminde de Peygamberimiz tutum ve davranışlarıyla belirgin bir kişilik olmuştur. O dönemde gençler için normal karşılanan pek çok kötü adet ve işlerden uzak durmuştur.
Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa buna "Ficâr Savaşı" denirdi.
Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken, kabilesi savaşa girdiği için kendisi de katılmak zorunda kaldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.
Bütün Mekkeliler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyla birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyş’in zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başlamış oldu.
Resimli "Peygamberimi Öğreniyorum" kitabını bilgisayarınıza indirip 19 -30. sayfalarını dikkatlice okuyun. (Bilgisayarınıza indirmek için mouse'a sağ tıklayıp farklı kaydet'i seçin. Bu dosya pdf uzantılı olup, acrobat reader programında açılır.)

KONU SORULARI?
  1. Peygamberimiz kaç tarihinde, nerede doğmuştur?
  2. 'Peygamberimiz, yetim olarak dünyaya gelmiştir' deniliyor. Bunun nedenini açıklayınız.
  3. Peygamberimize kim, hangi adı verdi? Bu isimlerin anlamları nelerdir?
  4. Mekke'de doğan çocuklar neden sütanneye veriliyordu?
  5. Peygamberimiz sütanneye verilişini anlatınız.
  6. Peygamberimizin annesi Amine'nin vefatını anlatınız.
  7. Âmine vefat edince Peygamberimiz kimin yanında kaldı.
  8. Peygamberimizin dedesinin ve amcası Ebu Talip'in ona davranışları nasıldı?
  9. Peygamberimizin dedesi Abdulmüttalip'in vefatını anlatınız. Bundan sonra Peygamberimiz kimin yanında kaldı?
  10. Peygamberimiz, gençliğinde nasıl bir insandı?
  11. Peygamberimiz geçimini nasıl sağlıyordu?
  12. Peygamberimiz ticaret hayatında nasıl tanınmıştı?
  13. Peygamberimizin herkesin güvenini kazanmış olması ona ne kazandırmıştır?
Kaynak: www.dinibil.com

Sağlığımızı korumada temizliğin önemini bir örnekle açıklayınız.

Sağlığımızı korumada temizliğin önemini bir örnekle açıklayınız.

Sağlık bizim için çok önemlidir. Temizlik ise sağlıklı olmanın en önemli ön koşullarından biridir.
Eğer temiz olmazsak sağlığımızı kaybedebiliriz.
Mesela ellerimizi yıkamadan yediğimiz bir yemekte, daha önce dokunduğumuz yerde bulunan çeşitli bakterileri de yemiş oluruz. Bu bakteri ve mikropların bir kısmı vücudumuz için çok zararlıdır.

Çevremizi niçin temiz tutmamız gerekir?

Çevremizi niçin temiz tutmamız gerekir?
Temiz ve sağlıklı bir çevre, bütün canlıların yaşayabilmesi için temel koşuldur. Her canlı gibi insanda çevresiyle uyum içinde yaşamak zorundadır. İnsan hayatının devamını sağlayan sağlığı korumak ise, ancak sağlıklı ve temiz bir çevre ile mümkündür. Bu nedenle vücudumuzu ve elbisemizi temiz tuttuğumuz gibi, yaşadığımız; uzak ve yakın çevremiz olan, evimizi, sokağımızı, okulumuzu, sınıfımızı, kısaca içinde yaşadığımız dünyamızı da temiz tutmalıyız.

Dinimizde çevre temizliğinin önemi nedir?
İslam ahlakının temel ilkelerinden biri de çevreyi korumaktır. Yüce Rabb’imiz, evreni en güzel şekilde yaratmış, gökyüzünde ve yeryüzünde bulunan her şeyi insanın emrine vermiştir.(Câsiye suresi, ayet 13) İnsanın huzurlu ve mutlu bir hayat sürmesi için, Allah, ona güzel bir çevre teslim etmiştir. İnsan kendisine emanet edilen çevreyi korumakla görevlidir. Yüce Allah Kur’an’da “Göğü yükseltti ve dengeyi o koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” (Rahman 7-8) buyurarak dengeyi bozacak davranışlardan kaçınılmasını istemektedir. Peygamberimiz de “Çevrenizi temizleyiniz” (Tirmizi, Edep, 41) buyurmuştur. Bu nedenle çevreyi korumak dini bir görevdir.
Çevre temizliği dinimizin bir emri olmasının yanında “hak” kavramı ile de yakından ilgilidir. Çünkü içinde yaşadığımız çevreyi başkaları ile paylaşırız. Buraların temiz tutulması ve korunması hepimizi ilgilendirir. Ortaklaşa kullandığımız çevreyi kirletmek onlara haksızlık olur. Bu nedenle bir kimsenin başkalarının kullandığı çevreyi kirletmeye hakkı yoktur. Bu “kendisine yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkalarına yapmamak” ilkesine ters düşer. Bu önemli bir ahlak ilkesidir.

Beden temizliği için neler yapmak gerekir? Dört örnek veriniz.

Beden temizliği için neler yapmak gerekir? Dört örnek veriniz.

1- Abdest almak
2-Tırnakları kesmek
3-Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
4-Düzenli olarak dişleri fırçalamak.

24 Kasım 2014 Pazartesi

İslam dinine göre günlük hayatta kişinin bedeninin temiz olması neden gereklidir?

İslam dinine göre günlük hayatta kişinin bedeninin temiz olması neden gereklidir?

Müslüman, Allah iiçn yaşayan insandır. Allah ise yüce kitabında, yüce peygamberinin dilinde hep bizden temiz kimseler olmamızı istemiştir.
Pis bir insan ibadet edemez. İbadetler için en önemli şartlardan biri de temiz olmaktır. Abdest bir çok ibadetin ön şartıdır. Abdest alan insanın ise pis olması söz konusu olmamaz.
Yani bir müslüman Rabbine ibadet edebilmek için de temiz olmak zorundadır.

Manevi temizliğin anlamı nedir büyüklerinizden öğreniniz

Manevi temizliğin anlamını büyüklerinizden öğreniniz.

İlâhî dinlerin ortak özelliklerinden biri de temizliktir. İlâhî olmayan dinler de büyük oranda temizliği teşvik etmekle beraber bazı putperest dinler kirliliği, yıkanmamayı bir değer gibi görüp bu hareketi dünyadan uzaklaşmak olarak görmüşlerdir. Temizliğin insan sağlığı açısından önemi bugün daha iyi bilinmekte ve kirliliğin bir erdem olarak kabul edilemeyeceği apaçık ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Dinler temizliği genelde iki grupta ele alırlar. Birincisi maddi temizlik, ikincisi ise manevî temizlik.
Maddi temizlik insanın bedeninin, elbiselerinin ve yaşadığı evin, mahallenin, çevrenin temiz olması anlamına gelir.
Manevî temizlik ise kötülüklerden, günahlardan, zarar verici şeylerden uzak durmak, tövbe etmek, bağışlanma dilemek, ruhu günahlardan arıtmak demektir.
Maddi kirlilik insanın vücuduna ve sağlığına zarar verir, onun hastalıklara yakalanmasına neden olur. Bu açıdan Peygamberimizin sünnetine uyarak ellerimizi her fırsatta yıkamalı, elimizi, amaçsız sağa sola sürmemeli, elimizi veya elimizdeki kalem, silgi gibi cisimleri ağzımıza götürmemeliyiz. Bir çok hastalıklar ağızda biriken bakterilerin kana karışması sonucu ortaya çıkar. Bu yüzden ağız ve diş temizliğine çok dikkat etmeli, Peygamberimizin sık sık dişlerini dal parçasından yaptığı fırçayla (misvak) temizlediği gibi biz de diş fırçasıyla güzelce temizlemeliyiz.